Feza Karakaş’ın 2018 yılında Pozitif dergisinde yayınlanan The Work ile ilgili Röportajı

 In Blog
  • Herkesin zihninde dolaşan yargılar var ve sürekli olarak aklımızdan geçen düşünceler. İnsan zihninin normal hali değil mi bu peki?

 

Tabiki insan zihninin normal halidir bu durum. Düşünceleri, gökyüzünde her gün gelip, geçen bulutlara benzetirim ben.  Zihnimizden bir gün içinde binlerce düşünce gelir ve geçer. Düşüncelerimize   inanmadığımız zaman onların yaşamımızda etkisi yoktur. İnanıp hikâye haline getirdiğimiz zaman etkisini deneyimleriz.

 

  • Bütün acıların sebebi düşüncelerimiz evet ama, düşüncelerimize inanmamak nasıl mümkün?

 

Düşüncelere inanmamak ve olumsuz etkilerini deneyimlememek, öncelikle farkındalık ile başlar. Her şeyden önce biz düşüncelerimiz değiliz. Aynen arabamız, evimiz olmadığımız gibi. Arabamız ve evimiz var. Ama araba ve ev biz değiliz. Düşünce de aynıdır, düşüncelerimiz vardır ama biz düşüncelerimiz değiliz. Bu bilgiyi edindikten sonra uygulamaya geçiş, farkındalıkla başlar. Siz size her söylenene inanır mısınız? Mesela ben size “kafanın arkasında bir tane daha kulağın var” veya “senin gözlerin pembe” desem bana inanır mısınız? Zihnimiz her gün bize binlerce saçma sapan şeyler söyler. İki kulağımızın arasında geçen   bir diyalog (çoğu zaman bize olumsuz hikayeler ve düşünceler fısıldayan bir ses) vardır. Bu ses, bizim içimizden geldiği için kendi sesimiz olduğunu sanırız. Halbuki değildir. Zihnin geçmişten kayıt yaptığı bir teyp sesi gibidir. Devamlı konuşur, açıklar, eleştirir, kusur bulur, yargılar, karşılaştırır, karar verir, anlamaya çalışır, etiketler vs. Zihnin her dediğine inandığımız zaman, rüzgârda oradan oraya savrulan, tüm hareket gücü ve yaşamı rüzgârın esmesine veya esmemesine bağlı olan bir yaprağa döner yaşamımız. Düşünce ne diyorsa her dediğine otomatikman inanıp, o düşüncenin verdiği duyguları yaşar ve o hikâyeyi oynarız. Düşünce, başkaları, kendimiz ve hakikat için olumsuz şeyler söylüyor ise, biz bunlara körü körüne ve sorgulamadan inanırsak, acı ve ıstırap çeker ve olumsuz düşüncelerin yan etkilerini deneyimleriz. Hayatımız hem iç savaşa hem de dış dünyamız ile yarattığımız savaşa dönüşür. Kısacası, bu kısır döngü ve dipsiz kuyudan çıkmanın birinci basamağı, düşünce olmadığımızı ama düşüncelere sahip olduğumuzu bilmek, ikincisi düşünce geldiğinin farkına varmak ve gelen düşünceyi yakalayıp sorgulayarak, bu bilgiyi bilgeliğe dönüştürmek ile olur. Olumsuz düşüncelerin geldiğini duygularımız yolu ile anlarız. Eğer hüzün, kıskançlık, nefret, intikam, depresyon, endişe gibi olumsuz duyguları deneyimliyorsak, bu duyguların sebep olduğu düşünceyi farkına varıp, kendimizi uyandırıp, “acaba şu anda bana bu duyguları deney imleten düşünce nedir? “Sorusunu sorup, düşünceyi yakalayıp, 4 Soru ve çevirmeler ile, içine girdiğimiz zihin hapishanesinden çıkmamızı sağlayabilir ve özgürlüğümüzü alıp, oradan oraya savrulan bir yaprak olmaktan kurtulabiliriz.

 

  • Bir düşünceye inanmanın duygusal ve fiziksel etkilerini fark etmek mi bu çalışmada amaç? Kişiye neyi gösteriyor?

 

Farkındalık özgürlük için atılacak ilk adim. Kendi adıma konuşmak istiyorum burada ve düşüncelerimi, o anda düşüncelerime inandığımı farkına varmaz isem, otomatik bir robot veya biyolojik bir bilgisayar gibi yaşadığımı deneyimliyorum. O anda neye inandığımı, duygularım bana gösteriyor. Eğer olumsuz duygular deneyimliyor isem, olumsuz düşüncelere sorgulamadan inandığımı fark ediyorum.

 

Sorduğunuz sorunuzun cevabi; bir düşünceye inanmanın yarattığı olumsuz duygusal ve fiziksel etkileri farkına varıp, sorgulayıp, bu düşünceye inandığımız zaman ile inanmadığımız zaman arasındaki farkı deneyimleyip, kendi gerçeğimizi bulmak.  The Work, yani Çalışma, kişiye, bir düşünceye inandığı zaman, kim oluyor, nasıl davranıyor, neler hissediyor, kendine ve başkalarına nasıl oluyor ile, düşünceye doğruluk testi verip, sorgulayıp, inanmadığı zaman kim oluyor arasındaki farkı gösteriyor.

 

  • Byron Katie’nin hikayesinden kısaca bahseder misiniz? Nasıl ortaya çıkmış bu çalışma?

 

Byron Katie Kaliforniya’da yaşayan ve 30 yaşlarının başında çok ciddi bir depresyona giren yaşamının 10 seneden fazlasını derin acılar ve ıstıraplar içinde geçiren bir kadındı. Hatta depresyonunun son iki senesini yataktan bile çıkamayacak şekilde derin bir şekilde yaşıyordu. Bir sabah yattığı bir klinikte uyandığında ani bir farkındalık yaşadı ve depresyonunun dış dünyadan değil, kendi düşüncelerine inanması sonucu, kendisi tarafından yaratıldığını farkına vardı. Katie düşüncelerine inandığı zaman acı çektiğini, düşüncelerine inanmadığı zaman ise acı çekmediğini gördü̈. Dünyayı ümitsizce bizim düşüncelerimize göre olması gereken duruma uydurmaya çalışmak yerine, bu düşünceleri sorgulayabileceğimizi ve gerçeği tam olduğu şekli ile kabul ederek hayal edemeyeceğimiz bir özgürlüğe ve neşeye kavuşabileceğimizi gördü̈. Sonuç̧ olarak, yataktan çıkamayan ve intihara yakın bir kadın, yaşamın getirdiği her şeye karşı sevgi dolu biri haline geldi.

 

  • Kitap neyi anlatıyor?

 

Olanı Sevmek kitabi ile Byron Katie bize, hakikat ile tartıştığımız zaman nasıl bir yaşamımız olduğunu, tartışmadığımız zaman neler olabileceğini, teslimiyeti, kabulü ve koşulsuz sevgiyi anlatıyor. Hakikat ile tartıştığımız zaman ıstırap çektiğimizi, olanı kabul edip, onun ile tartışmadığımız zaman ise huzur ve mutlu olduğumuzu deneyimlememiz için bize The Work (Çalışma) adi verilen sorgulama yöntemini anlatıyor. Byron Katie’nin oluşturduğu The Work (Çalisma’nin) nasıl yapılacağını, Dört soru ve Çevirmeleri örnekler vererek anlatıyor.

 

  • “Olan Olandır. Acı çektiğimiz tek an, olanla tartışan bir düşünceye inandığımız zamandır” diyor kitapta. Olanı kabul etmeyip değiştirmeye çalışmak mı sorun? Olanı nasıl severiz?

 

“Değiştirebileceğiniz şeyleri değiştirin” der Byron Katie. Değiştiremeyeceğimiz şeyleri değiştirmeye kalkmak ve onlar ile kavgaya girmek savaşı doğuruyor. Olanı kabul etmediğiniz zaman olan ile tartışmaya giriyorsunuz. Hakikatin olduğu gibi değil de sizin istediğiniz şekilde olmasını istiyorsunuz. Ben buna içimdeki küçük diktatör diyorum. Olanın nasıl olması gerektiğine karar veren ve verdiği kararın uygulanmasını isteyen küçük diktatör. Dünyaya meydan okuyan, hakikat ile tartışan diktatör. Olanı sevmek zorunda değilsiniz. Kabul edip etmemek ise sizin elinizde. Olan sizin fikrinizi sormaz, sadece olur. Olanı kabul etmeyip, tartıştığınız ve hakikatten farklı bir şey olmasını istediğiniz zaman acı çeker, mutsuz olursunuz.

 

Olanı nasıl severiz sorunuzun cevabini kendi deneyimime göre yanıtlayabilirim. Ben aynen Byron Katie’nin de dediği gibi evrenin dost olduğuna ve olan her şeyin bana karşı değil, benim için olduğuna inanıyorum ve bunu deneyimliyorum. Hayata bakış açımı değiştirip, bu anlayış ve bilinç penceresinden baktığımda ise, olan her şeyin benim için olduğuna inanıyor ve olan ile dost geçinip, seviyorum. Her şeyi iyi, kötü diye yargılamadan, olduğu gibi kucaklıyor ve hoş geldin diyorum. Olanın veya diğer adı ile gerçeğin içinde getirdiği hediyeyi arıyor ve buluyorum.  Karanlık zannettiğim her şeyin içinde bir inci buluyorum.

 

Byron Katie ’den aldığım eğitim hakikate bakış açımı dönüştürmeme sebep oldu. Dönüştürdüğüm bakış açılarımın birincisi yukarıda da dediğim gibi “her şey benim için oluyor” bilinci ile yaşıyorum. İkincisi “dışarıda yanlış bir şey yok, hata yok, her şey olması gerektiği gibi oluyor”.  Üçüncüsü’ ihtiyacım olan her şey bana o anda veriliyor ne eksik ne fazla, tam olması gereken zamanda, her şey mükemmel oluyor”. Bu bilinç ve bakış açısından baktığım zaman yaşama, olanı sevmek ve kabulü yaşıyorum. Sonuç, huzur, şükran duygusu, sevinç, neşe ve mutluluk, birlik duygu ve deneyimi ile hizmet arzusu oluyor.

 

  • Nedir The Work’un temel mantığı? Prensipleri neler?

 

The Work’un temel mantığı acı ve ıstıraba neden olan düşüncelerimizi farkına varıp, yakalamak ve yakaladığımız bu olumsuz düşünceleri sorgulamaktır. Prensipleri gerçeği bulmak üzerine dayanır. Olumsuz düşüncelere inandığımız zaman kendimizi soktuğumuz zihin hapishanesine girmekten bizim sorumlu olduğunu görmemize neden olur. Kurban rolünü bırakıp, kendi kendimizi soktuğumuz dipsiz kuyudan çıkmak için kendimize attığımız bir iptir adeta. Farkına varmak, yakalamak ve sorgulamak gibi 3 temel prensibi vardır. Başkalarına attığımız yargılar ve kendimiz hakkında inandığımız hikayelerimiz ile tanışırız. Onlara verdiğimiz tavsiyelerin kendimizin ihtiyacı olduğunu anlarız. The Work kendi bulmacamızı çözmemiz, “Özümüze” ulaşabilmemiz için kullanabileceğimiz bir araçtır.

 

  • Sorular neler? (Dört Soru ve Tersine Çevirmeler)

 

Düşüncelerimiz yakaladıktan sonra bu düşüncelerin doğru olup olmadığını anlamak için doğruluk testinden geçiririz ve hangi düşüncelerin gerçekten doğru olduğunu sorgularız. Bu sorgulama işleminin adına The Work diyor Byron Katie. The Work dört soru ve düşünceyi Çevirmelerden oluşur. O anda inandığımız düşünceyi

 

  • Bu doğrumu?
  • Bu düşüncenizin doğru olduğundan kesinlikle emin olabilir misiniz?
  • Bu düşünceye inandığınız zaman kim oluyorsunuz? Nasıl davranıyorsunuz? Neler hissediyorsunuz?
  • Bu düşünceye inanmasaydınız kim olur, nasıl davranır ve neler hissederdiniz?

 

Tersine Çevirmeler genelde üç şekilde yapılır.

 

  • Kendimize
  • Diğerine
  • Tam tersine

 

“Ben Ali’ye kızıyorum çünkü Ali bana yardımcı olmuyor” düşüncesinden “Ali bana yardımcı olmuyor” kısmının çevirmelerini yaparsak; Öncelikle Ali’nin bana yardımcı olmadığına inandığım bir durum bulurum. Bu durumdan üç çevirmeyi de yaparım.

 

  • Ilk çevirmeyi kendimize yapıyoruz. “Ben kendime yardımcı olmuyorum. “Ali’nin bana yardımcı olmadığını düşündüğüm durumda ben kendime yardımcı olmuyorum. Bunun gerçek olup olmayacağı üzerinde düşünüp, doğru olup olmayacağını bulurum. Eğer doğru ise üç örnek ile kendime nasıl yardımcı olmadığımın doğruluğunu desteklerim.

 

  • Ben Ali’ye yardımcı olmuyorum (Onun bana yardımcı olmadığını düşündüğüm durumda ben ona yardımcı olmuyorum. Acaba buda doğru olabilir mi diye sorgularım ve eğer doğru olduğunu bulursam bunun doğruluğunu üç örnek vererek desteklerim.)

 

  • Tam tersine çevirme ise “Ali bana yardımcı oluyor” seklinde yapılır ve üç örnek bularak bunun doğruluğu desteklenir.

 

  • Bir diğer çevirmede “Düşüncelerim bana yardımcı olmuyor “seklinde yapılır. Özellikle “Ali bana yardımcı olmuyor” düşüncesine inanmam bana yardımcın olmuyor diye bir örnekte verilebilir. Ve iki tane daha bulunacak örnek ile bu durumda inandığımız hangi düşünce bize yardımcı olmuyorsa dair örnekler bulunur.

 

  • Bir diğer sorgulamada ilk orijinal cümle üzerine yapılır. “Ali bana yardımcı olmuyor” düşüncesinin doğru olup olmadığına bir kere daha bakılır. Doğru olabilme olasılığı da vardır. Eğer yanıt doğru ise, o zaman Ali’nin yardımcı olmamasının neden The Work yapan kişi için, Ali için ve tüm evren için iyi olduğuna dair 3 örnek bulunur. Eğer gerçekte olan Ali’ nin yardımcı olmadığı ise, bu herkesin hayrına olan bir şeydir ve örnekler vererek desteklenir.

 

  • Çalışma formunun ismi neden “Komşunu Yargıla Formu”?

 

Komşunu Yargıla Formundaki “Komşunu” kelimesi diğer kişi, sizin dışınızdaki bir başkasının yargılanması amaçlı kullanılıyor. Kendiniz ile ilgili göremediğiniz karanlık noktaları başkalarını yargılayarak görebilme olanağı sunuyor Komşunu Yargılama Formu. Başkalarında yargıladığınız, onun size yaptığını düşündüğünüz şeyleri sizin kendinize ve o kişiye yaptığınızı göstermek üzere tasarlanmış inanılmaz güçlü ve mucizeler yaratan, gerçeğe uyanmamıza neden olabilecek muhteşem bir formdur.

 

  • Komşunu Yargıla Çalışma Formunun doldurulmuş örneği nasıl olur? Paylaşabilir misiniz bizimle daha iyi anlamamız için.

 

Komşunu yargıla Formunu doldurmak için, sürekli olan veya bir sefere bile mahsus olan stresli bir durum bulunur.  Örnek olarak “eşim Ali ile dün akşam evde salonda otururken ben Ali’ye gelecek ile planların nedir diye sordum ve Ali televizyondaki yarışma programına yöneldi ve soruma cevap vermedi” gibi. Bu durum göz önüne alınarak Komşunu Yargıla Çalışma Formunda yer alan altı adet soruya cevap verilir. Bu sorular aşağıdaki gibidir.

 

  1. Bu durumda, sizi kim kızdırıyor, kafanızı karıştırıyor ve hayal kırıklığına uğratıyor, üzüyor ve neden?
  2. Bu durumda nasıl değişmelerini istersiniz? Ne yapmalarını istersiniz
  3. Bu durumda, onlara ne önerirdiniz?
  4. Bu durumda sizin mutlu olmanız için, ne düşünmelerini, söylemelerini, hissetmelerine veya yapmalarına ihtiyacınız var?
  5. Bu durumda onun hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir liste yapın. Yargılayıcı ve basit olmayı unutmayın.
  6. Bu durumla ilgili olarak bir daha asla deneyimlemek istemediğiniz nedir?

 

Birinci soruda, gene durum göz önüne alınarak, yargıladığımız kişinin bizde yarattığı duyguları ifade ederiz. Örneğin; ben Ali’ye kızıyorum (kırgınım veya başka negatif duygular) çünkü o bana yardımcı olmuyor, beni dinlemiyor (ya da beni saymıyor gibi).

 

İkinci soruda yargıladığımız kişinin (Ali’nin) nasıl değişmesini istediğimizi ifade ederiz. Burada sanki küçük bir çocuk gibi o kişiden (Ali’den) bizim deneyimimize göre onun yapmadığını düşündüklerimizi talep ederiz.  Örneğin “Ali’nin, bana yardımcı olmasını, bana değer vermesini, beni saymasını istiyorum” gibi.

 

Üçüncü soruda yargıladığımız kişiye (Ali’ye) gene bu bizi kızdıran durum ile ilgili, önerilerimizi, tavsiyelerimizi yazarız. Örneğin, Ali bana destek olmalı, bana daha karşı daha dikkatli olmalı, beni ihmal etmemeli, benim onun görüşlerine ne kadar değer verdiğimi bilmeli” gibi.

 

Dördüncü soruda yargıladığımız kişiden (Ali’den) gene bu bizi kızdıran durum ile ilgili, bizim mutlu olmamız için, ne düşünmelerine, söylemelerine, hissetmelerine veya yapmalarıyla olan ihtiyaçlarımızı belirtiriz. Örneğin, Ali’nin bana ilgi göstermesine, beni işitmesine, bana daha saygılı olmasına ihtiyacım var gibi.

 

Beşinci soruda, yargıladığımız kişi (Ali) hakkında düşüncelerimizi (Yargılarımızı) liste halinde ifade ederiz. Burada önemli olan, bizim sansürsüz bir şekilde yargılayıcı olmamızdır. Örneğin, Ali bencil, dikkatsiz, ne yaptığını bilmez, saygısız, vurdum duymaz gibi.

 

Altıncı soruda, gene bu durumda ilgili olarak, bir daha asla deneyimlemek istemediklerimizi ifade ederiz. Örneğin “Ben konuşurken Ali’nin yüzünü televizyon ekranına yöneltmesini bir daha asla deneyimlemek istemiyorum” gibi.

 

  • Tersine çevirmenin bize göstermeye çalıştığı nedir? Aslında tüm acıların ve deneyimlerin hepsi kendi düşüncemizin ürünü mü yani?

 

Tersine çevirmelerin amacı, inandığımız düşünce ve inancın dışında, o durumda başka doğrularında olup, olamayacağını anlayabilmek için bir tür zihin yogası yaparak, kendimiz için en doğru olanı bulmaktır. Zihin inandığı düşüncenin dışında başka gerçekler olup olmadığını sorguluyor ve bir çeşit meditasyon yaparak başka doğrulara da pencere açıyor. Olana veya olduğunu zannettiğine verdiği mana ve yüklediği anlama değişik perspektiflerde bakarak, doğruluk testi veriyor. Tersine çevirmeler ile körü körüne inandığı doğrularına başka olasılıklar ve başka bakış açıları ile bakabiliyor. Zihin sertlikten çıkıp, esneme yapıyor.

 

  • Kendi başımıza yapabilir miyiz Çalışmayı? Nasıl bir yol izlemek gerekiyor?

 

The Work ‘u kendi başınıza yapabilirsiniz. Bir kere nasıl yapıldığını öğrendikten sonra kendi kendinize dört soruyu sorup, tersine çevirmeleri yapabilirsiniz. The Work yaparken kimseye bağlı kalmanıza gerek yoktur. Nerede olursanız olun, her zaman, her yerde ve her durumda yapılır.

 

 

  • Zihindekileri kâğıda aktarmak mı gerekiyor? Yazmak affetmenin başlangıç noktası mı?

 

Evet zihni kâğıda aktarmak gerekir. Tüm olumsuz düşünceler kâğıda aittir. Onları yakalayıp, kâğıda yazmamız ve netleştirmemiz, onları hapis etmemiz ve o hikayelerin kaçarak yaşamımızda kalmasını veya can almasını engeller. Aynen bizi ısıran, kaşındıran, zehirleyen bir böceği bir kutuya hapsetmek gibi, bize acı veren düşünceleri de kâğıda yazmak ve hapsetmek, onların üzerinde The Work yapıp, sorgulayıp, doğru olup olmadıklarını anlamamıza sebep olur.

 

Affetmek farkındalık ile başlar. Öncelikle affedemediğimiz şeyin gerçekten olup olmadığını sorgulamak ile başlar. Eğer oldu ise kişiyi affedememenin bizim üzerimizdeki etkisi nedir? Veya gerçekten affedilmeyecek bir şey mi yaptı? Tüm bu düşünceler kâğıda dökülüp, sorgulamaya alındıktan sonra gerçeğiniz bulunabilir ve affetme sağlanabilir veya sağlanmaz. Affetme sağlanmadı ise “affedememek” ile barış yapılır. Her hâlükârda olan ile iyi geçinme noktasına ulaşılır veya ulaşılmaz. Ulaşılamayan nokta ile barış yapılır veya yapılmaz. Olan ne ise olması gereken, o anda bizim ihtiyacımız olan odur. Affetmeye ihtiyacımız var ise affeder, affetmeye ihtiyacımız yok ise affetmeyiz. “Affetmem lazım” düşünce ve beklentisi de stres yaratabilir. “Affetmem lazım” da bir hikayedir ve sorgulanır. Kimse vaktinden önce doğamayacağı gibi vaktinden önce affetmeyi de başaramaz. Vakti geldi ise affeder.

 

  • Nasıl affederiz kendimizi ve bir başkasını? Nasıl tamamlanır bu affetme işi? Fark edince bu düşünce dönüşmüş oluyor mu?

 

Affedemediğimiz kişi ile olan durumu belirler ve o kişi üzerine affedemediğimiz durumdan Komşunu Yargılama Formu doldururuz. Sonra birden altıya kadar her yargı ve düşünce üzerine dört soru ve tersine çevirmeleri yaparak The Work’ u uygularız. Kendimizi affedemediğimiz bir durum içinde Her seferinde bir inanış formunu kendimizi affedemediğimiz durum için doldurur ve The Work yapar veya Kolaylaştırıcı aracılığı ile The Work u yaptırtırız.

 

Düşünce sadece düşünceyi fark etmek ile dönüşemez. Düşüncenin doğru olup olmadığını sorgulamak, tersine çevirmeleri yapıp, başka doğruların olup olmayacağını de irdelemek ve bunları örnekler ile desteklemek sonucunda zihin ancak o zaman inandığı ilk düşünceyi bırakıp, başka bir gerçek olduğunu keşfederse o durumdaki düşüncelerini dönüştürebilir.

 

Affedemediğimiz olay geçmişte kalmıştır. Biz o anı düşüncelerimizde tekrar tekrar yaşar ve canlandırırız. Affedemediğimiz hakikatte olan değil, olana yüklediğimiz hikayedir.  Hikâye sorgulanır ve dönüştüğünde kişi acı veren hikâyeyi bırakır. Geçmiş yaşanmış ve bitmiştir. Geçmişi geçmişe, (ait olduğu yere) bırakmak, yapıştığımız ve şimdiki anımıza tekrar tekrar getirdiğimiz hikayeleri bırakmamızı ve affetmemizi sağlar. Bu söylediklerimde The Work yapılırken yaşanır.

 

  • Düşüncemizi fark ettik diyelim, sonrasında ne yapacağız?

 

Düşünce duygular aracılığı ile fark edilir. Bu ilk basamak yani duygularımızı fark etmek, hissetmek. İkinci basamak, bu duyguyu yaratan düşünceyi yakalamak ve kâğıt üzerine dökmek. Hapsedilen ve kâğıt üzerine yazılan bu inanç veya düşünceyi ifadesi alınmak üzere, sorgulama odasına yani The Work yapmaya alınır. Sorgulama odasında The Work yapılır, dört soru ve tersine Çevirmeler ile doğruluk testi verilir ve kişi gerçeğini bulur. Benim deneyimimde kişi sorgulama dediğimiz The Work’ u yaptıktan sonra kurban rolünden çıkıp, sorumluluk alıp, kendi cehennemini kendi yarattığını fark ediyor ve suçlamayı bırakıp, kendi kendini soktuğu kısır döngü ve girdaptan çıkıyor. Dışarıda ne olursa olsun, olanın değil, acı çekmesine olana verdiği mana ve yüklediği anlam olduğunu görüyor ve kendisini bu acı veren hikâyeden özgür kılıyor.

 

  • Deneyimime sebep olan düşüncemi biliyor ve bunun kendimde olan bir inançtan kaynaklandığını da bildiğim halde değiştiremiyorsam deneyimi? Yani “ok” hepsi benim suçum kabul ama tepki değişmiyor mesela.

 

Değişmiyorsa değişmemesi gerekiyor, nereden biliyoruz, çünkü değişmedi. Orada önemli olan bir şeyi değiştirmek değil, değişmiyor ise değişmemesi gerektiği ya da bizim değişmesine henüz ihtiyacımız olmadığını kabul etme olayı var. Suç diye bir şey yok. Suç hikâye. Kimse suçlu değil. Suçsuz da değil. Suç ve Suçsuzluk birer kavramdır. Hakikatte bunlar yoktur. Parmağınız ile suç ve suçsuzu bana gösterebilir misiniz? Soyuttur bunlar. Ama kalem, kitap gösterebilirsiniz. Somuttur bu kavramlar.  Masumluk var. O andaki düşüncelere inanarak yapılan veya yapılmayan var. “Hepsi benim suçum” Bu doğru mu? Bunun doğru olduğundan emin olabilir miyim? Hepsi benim suçum düşüncesine inanınca kim oluyorum?  İnanmasaydım kim olurdum? Tepkim değişmeli? Değişti mi? Hayır. O zaman değişmemesi gerekiyordu. Nereden biliyoruz, çünkü değişmedi. Tepkim değişmeli. Bu doğru mu? Akışa bırakmak kendini ve sevmek, olan ile “Bir” ve “Aşk” olmak. Ne olursa olsun,” Koşulsuz Aşk Olmak”. İşte bütün mesela bu. Kendini tamir etmek, daha iyi bir versiyonunu yaratmak, daha mutlu ve başarılı olmak, daha iyi hayatta kalabilmek falan filan değil. “O “olmak, “Özün” olmak, “Kendin Olmak”, “Koşulsuz Sevgi Olmak”. İşte bütün oyun bu, benim deneyimime göre.

 

  • Peki “daha başarılı olmalıyım, evim düzenli olmalı, daha zayıf olmalıyım” gibi düşüncelere inanmak, gerçeği değiştirmenin bir katalizörü de değil mi aynı zamanda. Olana direnmezsek nasıl değiştiririz?

 

“Daha daha da olmalıyım, yapmalıyım, yapmam lazım” vs. bunlar ego imparatorluğunun kuralları. Hiçbir şey olmak veya yapmak zorunda kalmamak. Sadece kendin olmak. Düşüncelerinin ötesinde sen kimsin? İşte “O” Olmak. “Aşk” olmak. Benim deneyimimde ben yaşamımı, kendimi tamir etmek için burada değilim. Ben bozuk değilim ki, tamir olayım. Ben kırık değilim, eksik değilim ki tamam olmaya çalışayım. Ben zaten her şey ve hiçbir şey değil miyim?

 

“Daha başarılı olmalıyım” düşüncesinin altında “yeterince başarılı değilim” inancı var. “Yeterince başarılı olmadığım doğrumu?” sorusunu getirir The Work hemen karşımıza. Ya da “daha başarılı olmam gerektiği doğrumu? “Evim düzenli olmalı” veya “evim düzenli değil” sorgulaması ve ifadesi alınması gereken hikayeler.” Zayıf olmalıyım” hikayesine bakalım. “Zayıf değilim”, “zayıf olmalıyım”. Tüm bunlar sorgulanır. Olduğumdan farklı olmak istemem bana ıstırap ve stres verir. Buna neden olan benim o andaki kilom, başarım, evimin düzenli olup, olmaması değildir. Bu durumlara yüklediğim mana ve bu durumla ile ilgili yazdığım hikayedir ve hikâyeler değiştirilebilir.

 

  • Bu mücadeleye bırakmak anlamına geliyor biraz da. Kabullenmek pasif ize olmak gibi geliyor? Bu noktada olayın neresinde durmalıyız? Nerede kabullenmeli nerede harekete geçmeliyiz? Nedir bunun yolu?

 

Olanı kabullenip, olan ile dost olmak, mücadeleyi bırakmak, pasifize olmak ve bitkiye dönüşmek değildir benim deneyimimde. Tam tersine. Sevgi aktiftir ve ne yapacağını çok iyi bilir. Olanı kabullenmek bir arabayı patinaj yapma safhasından çıkarıp, benzin istasyonuna yollayan bir katalizördür. Benzin istasyonunda sevgi enerjisi yüklenir depoya. Ve o sevgi enerjisi zaten sizin yaşamınızı götüreceği yeri çok iyi bilir. Yapacağınız tek şey size patinaj yaptırtan ve balata ve lastik yaktırtan keşkeler, pişmanlıklar, suçlamalar, öfkeler, kaygıları sorgulamak ve benzin istasyonuna gidip depoya benzin yani koşulsuz sevgi yüklemek. Hepsi bu. Gerisi zaten kendi kendine olur. Nerede kabullenmeli nerede harekete geçmeliyiz sorusunun benim için yanıtı şu. Kendi işimde harekette olabilirim. Başkalarının ve Evrenin işinde benim işim Kabul etmek. Değiştirebileceğim her şeyde hareketteyim. Değiştiremeyeceğim her şeyde ise kabulde.

 

  • Bu düşünceye inanmadığımızda kendiliğinden değişen bir deneyim mi oluyor?

 

Düşünceye inanmadığımda benim dünyam değişiyor. Düşüncelerini değiştir, dünyan değişsin. “Söyledikleri me inanmayın, kendiniz deneyin ve kendi deneyiminizden doğru söyleyip, söylemediğimi bulun” der Katie. Bende inanan olmayıp, yaşayıp, deneyimleyen ve kendi doğrumu kendi bulan olmanın bana iyi geldiğini keşfettim. Benim söylediklerim benim deneyimim. Doğrudur demiyorum, onu diyen zihindir. Siz de deneyin ve kendiniz için nasıl olduğunu görün diye sizleri davet ediyorum.

 

  • Üç çeşit iş var diyor Byron Katie. Benimki, sizinki ve Allah’ınki. Bunu anlatır mısınız biraz The Work’un bakış açısından?

 

Evet üç çeşit iş var der Byron Katie.  Yaşamımız da mucize yaratan ve özgürlüğümüzün anahtarı 3 çeşit iş. Benim işim, Onun işi ve Evrenin, ya da Tanrı’nın işi. Benim kilom ne yediğim ne dediğim ne okuduğum, kiminle olduğum veya olmadığım, mutluluğum, mutsuzluğum, benim işimdir. Onun kilosu ne yediği ne dediği ne okuduğu, nasıl yaşadığı, ne iş yaptığı veya yapmadığı, hastalığı, acısı, mutsuzluğu vs. onun işi. Trafik, ekonomi, doğal afetler, ne zaman öleceğim, yaş almam Tanrı’nın veya inancınıza göre Evrenin işi.

 

Eğer ben sizin veya evrenin işine girersem, kendi işimden uzaklaşıyorum ve kendi işimi ofisimi veya evimi boş bırakıyorum. Ben bir başkasının veya evrenin işi ile uğraşırken (onları değiştirmeye kalkmak, istenmeden yârdim etmek, istenmeden tavsiye vermek, zihin olarak onlar ile uğraşmak, hata bulmak, tamir etmeye çalışmak gibi) benim işim boş kaldığı için orada kimse olmuyor. Ben kendi işimi ihmal etmiş oluyorum.  Eğer metafor kullanıp bunu kendi işimi evime benzetirsem, her gün başkasının evi ile veya evrenin işi ile meşgul olduğumdan kendi evime bakmıyorum. Buz dolabım boş, evim kirli, bacam tütmüyor ve boş. Çünkü ben orada yokum. Ben benim işime yani yuvama döndüğümde ben kendime ve tüm evreme faydalı olabiliyorum. Yoksa ben YOKUM. VAR iken kendimi düşüncelerime inanarak YOK ediyorum. The Work ve Üç çeşit iş beni ‘bana, yuvama, döndüren bir araç.

 

  • Çalışmayı deneyimleyenler ne fark ediyor? Nasıl bir değişim yaratıyor hayatlarında?

 

Byron Katie’nin şu cümlesi çok hoşuma gider. Derki; “Hayat basittir. Her şey senin için olur, sana karşı değil. Her şey tam olması gerektiği zamanda olur, ne erken, nede geç. Bundan hoşlanmak zorunda değilsin, sadece eğer hoşlanırsan yaşamın daha kolay olur.”

 

Benim deneyimime ve The Work yaptıktan sonra danışanlarımın bana verdikleri geri bildirimlere göre, Çalışma’yı yapanlar huzur buluyorlar. Zihinlerinde olan toksin zehirlenmenin etkisi kalkınca, düşüncelerinin ötesinde kim olduklarını deneyimliyorlar. Yapışıp kaldıkları, senelerdir taşıdıkları veya her an tekrar yazdıkları yalancı hikâyelerinden kurtuluyorlar. Bunun sonucunda “huzur, neşe, mutluluk, barış, sevgi, coşku, kardeşlik, güven, heyecan gibi olumlu duygular deneyimliyorlar.

 

Sizler ile, eğitim programımı aldıktan sonra katılımcılarımdan birkaç tanesini geri bildirimde yazdıklarını paylaşmak istiyorum:

 

“Yıllardır içimdeki korkuları dönüştürmek için çalışmalara, eğitimlere gittim, kitaplar okudum ama bir şekilde takıldım kaldım. Aldığım The Work eğitimi ve Çalışma yapmamın sayesinde çok kısa surede inanılmaz dönüşümler yaşadım. Bitkinlik ve ümitsizlik yerini heyecan ve sürprizlere bıraktı. Bu kurs şu ana kadar aldığım ve kendime verdiğim en değerli hediyedir.” Zeynep H.

 

“Önceden sürekli kimsenin beni dinlemediğinden şikâyet eder, sürekli karşımdakini suçlardım. Benim için en büyük dönüşüm içime giderek kendimi dinleyebilmem oldu. Her şeyin benden kaynaklandığını daha net görebildim. Bu farkındalıkla kızdığım her şeyin, benim kabullenmek istemediğim karanlık yönlerimle ve inançlarımla ilgili olduğunu gördüm. Arkasından tüm bunlar ile yüzleşip, onları sevgi ile kucaklamaya başladım. Bu dönüşümün daha çok başındayım ama aradaki farkı şu anda bile kendimde hissedebiliyorum. Her şeyi daha aydınlık görebiliyorum.” Elif S.

 

“Düşüncelerime inanmadığımda acı çekmeyeceğimi, böyle bir seçeneğimin olduğunu, özgürlüğün kendi elimde olduğunu, düşüncelerimin ben olmadığımı, karşımda benden başka (düşüncelerim) kimse olmadığını ve daha pek çok şeyler…” Zeynep B.

 

“Yaşamım boyunca düşüncelerimi sorgulamak ve farkındalıkla özgürleşmek ve kendi işimde kalmak benim sorumluluğum. “An” da kalmamı engelleyen düşüncelerimi yakalayıp, ötesini görmek harika bir deneyim.” Hatice U.

 

“Çalışma beni dünya illüzyonundan uyandırdı. Yaşama yüklediğim anlamlardan özgürleştirdi. Yolculuktan zevk alarak, akmaya sebep oldu. Hava ile, suyla, toprak ile, doğayla, her şey ve herkes ile   bir olmama sebep oldu.”  Mesude K.

 

  • Birçok psikolog, terapist de Çalışma’nın sorgulama metodunu kullanıyor mu?  Sistematik olmasa da aslında bu yöntemi farkında olmadan kullanıyorlar belki de. Neler söylemek istersiniz bu konuda? 

 

Evet, ABD ‘de ve Avrupa’da psikologlar arasında kullanılan en yaygın ve etkili yöntemlerden biri. Aldığım eğitimler sırasında karşılaştığım ve The Work enstitüsünden derece almış pek çok tanıdığım psikolog var. Harvard üniversitesi psikoloji bölümünde Çalışma eğitimi verildiğini duymuştum.

 

  • Yurtdışında psikologlar Çalışma’yı bir araç olarak kullanıyor mu? Türkiye’de durum nedir?

 

Evet yurt dışında çok kullanıyorlar. Çok etkili ve lazer gibi güçlü bir yöntem olduğunu söylüyorlar. Türkiye’de henüz Çalışma psikologlar arasında yeterince yaygın değil. Türkiye’de Çalışma’nın psikologlar arasında da kullanılması ve yayılmasını amaçlayan eğitim programı hazırladık ve 2018 yılında eylül ayında uygulamaya başlıyoruz.

 

  • Siz nerede aldınız bu eğitimi? Nasıl çalışıyorsunuz? Seans nasıl oluyor? Eğitim veriyor musunuz? Ne kadar sürüyor?

 

2002 yılında “Olanı Sevmek” kitabini okuyup ve 2004 yılında Byron Katie’nin Amsterdam’daki hafta sonu seminerine katılarak başlayan yolculuğum, 2005 yılında Los Angeles’ta The Work Okulunu bitirmem ve 2011 yılında The Work Enstitüsünden Sertifika alarak Türkiye’nin ilk Sertifikalı The Work Kolaylaştırıcı olmam ile devam etti. 2017 yılında Elif Bozkurt ile birlikte oluşturduğunuz Feza ve Metin Karakaş ile The Work Eğitim Seminerler Okulunu kurduk. (Eşim Metin Karakaş’ta Sertifikalı The Work Kolaylaştırıcısıdır) The Work’u Türkiye’de yaymak, kolaylaştırıcılar yetiştirmek ve bu konuda uzmanlaşmalarını sağlamak için internet üzerinden online eğitimler veriyoruz. İlk mezunlarımızı verip, belgelerini gönderdik.

 

Olanı Sevmek, İlişkiler, İleri Düzey The Work 1 ve ileri Düzey The Work 2 programlı eğitim programımız var ve ilave kurslarımız ve gelişmeler devam ediyor.  Olanı Sevmek, İlişkiler 6 hafta, İleri Düzey 1 ve İleri Düzey 2, 7 haftalık seanslar ile sürüyor. Olanı sevmek ve İlişkiler 1,30 saat seanslar ile ve İleri Düzey 1 ve 2,2 saatlik seanslar ile haftada bir kere olmak üzere devam ediyor. Bunlar dışında “kıskançlık, aile ve çocuk, para ve bolluk, suçluluk ve utanç duygusu, şikayetlerimiz, endişe ve özgüven, affetmek, korkularımız, endişelerimiz ve panik atak, çekirdek inançlar “gibi özel konularda da seminerler düzenliyoruz.

2017 de kurduğumuz The Work Eğitim okulumuz bir deneme proje idi ve çok başarılı geçti. 2018-2019 programımızda bu projeyi geliştirmek ve The Work’u yaymak ve meslek haline geçirmek isteyenlere yönelik bir eğitim programı düzenlemeyi planlıyoruz. Eğitim programlarımız ve grup kurslarımız dışında özel seanslar veriyorum. Bu arada yaz dönemlerinde yaz okulu ve seminerler düzenliyoruz. Online verilen eğitimlerimiz video görüntülü oluyor.

 

Eğitimlerimize katılmanızı, Çalışma’nın yaşamınıza getirebileceği huzur ve özgürlüğü deneyimlemenizi ve Tanrı’nın Byron Katie aracılığı ile insanlığa göndermiş olduğu bu hediyeyi kullanmanız için her türlü hizmeti vermeye tüm kalbim ile açığım. Sevgi ile kalın.

 

Feza Karakaş

 

Sertifikalı The Work Kolaylaştırıcısı

Recent Posts

Leave a Comment

Contact Us

We're not around right now. But you can send us an email and we'll get back to you, asap.

Okuyamıyor musunuz? Kodu değiştirin. captcha txt

Start typing and press Enter to search